Yayınlandı yazmak dışında ellerimden bir şey gelmedi.
Gel haziran gel..
Gel be güzel haziran..
Gel de izleyelim..
Delirmemek elde değil sadece fragmanı ile bile aşk yaşıyor insan..
Anlaşılacağı üzere ölmeyen diğer karakterler de artık ölecek ya da öldürücek..
6. sezonda kan gövdeyi götürdü diyorduk şimdi ne olacak bakalım..
heyecanla bekliyoruz gelişmeleri..
" Nemli ve tarihi sokaklar sizi inanmadığınız efsanelere şahit olmaya çağırıyor.. "
Owen Wilson bana hep kötü bir komedyen olarak gözükmüştür..Aslına bakarsanız oynadığı basit filmlerden ya da gerçekten yeteneksiz olduğundan sevmiyorum ben bu adamı diyordum ki Paris'te gece yarısını bir tavsiye üzerine izleyene kadar..
Bu filmi izledikten iki hafta sonra ancak yazabildim...Elbette sabah akşam berduşlar gibi bu filmi düşünmüyorum ama sindirmesi ilk vakitler keyifliydi ve yazmak istemedim..Filmi izledikten sonra yazıların akmasını bekler ve soundtrack'i hep dinlerim sonuna kadar bahsetmişimdir..ancak bu filmde oldukça kalakaldım..Benim en zayıf noktama yüklenmişlerdi.. İzlerken hem çok karışık duygular içerisindeydim hem de bazen kısa kopmalar yaşayarak kendi geçmişime gittim..
Altın çağ.. İşte tam bu noktada filmde insanların en mutlu oldukları ya da mutlu olabileceklerini düşündükleri zamanlara yolculuklardan bahsediliyor..Bir yazarın şans eseri Paris'in arka sokaklarından birinde ütopik bir düşünceyle zaman içerisinde seyahat etmesi ve bu seyahatin yazarı tam da yaşamak istediği döneme götürmesi üzerine kurulmuş çok sempatik ve düşündürücü bir filmdi.. Paris'i seviyorsanız şahane kadrajlar ve sindire sindire gezilen şehir, size senaryo ya da oyunculukları unutturacaktır ancak film ciddi anlamda keyifli ve güzel bir akşam menüsü olarak izlenmeye değer filmler arasında. Woody Allen sevilesi insan. Fragman hemen aşağıda :) İyi seyirler.. Bunu bi izleyin istedik!
Yılmak ? Hayat sizi ne kadar zorluyor son günlerde ?
Ne kadar daha dayanabilirsiniz tüm olup bitenlere.. ?
Çok acımasız bir Dünya'da yaşıyoruz diyor filmde.. Ne klişe ama değil mi ?...
..değil.
Karısının ölümünden sonra agresifleşen ve mutsuz olan bir adamın hayatta kalma ve acımasız Dünyadaki çırpınışları üzerine bir film..
Klişeler gerçeklerin pek çok tekerrür ettiği zaman ortaya çıkan tekrarlamaların adı ise, kolunuza hızlıca vurduğunuzdaki sızlama kadar gerçek.. ve hep tekerrür eder..
Aslına bakarsanız film tokatın kendisi.. Kötü insan kavramını hatırlatır nitelikte.. Farkına varmadan can acıtmak gibi aslında.. ve keşkeler.. pişmanlıklar.. İnsanın kendinden nefret etmesine kadar uzanan pişmanlıklar silsilesi..
Oyunculuk dersi niteliğinde izletilesi bir film.. Başrol oyuncusu Peter Mullan inanılmaz bir başarı sergilemiş.. Olivia Colman ise tüylerinizi diken diken edecek nitelikte jest ve mimikleriyle sizlerin karşısında çıkıyor.. Filmin adına bakıp aldanmayın.. Ayrıca filmin yönetmeni ve yazarı Peddy Consinide şahane bir yorumlama yapmış..
Vedalar hep zor olmuştur çoğumuzun hayatında.. Aslında veda etmenin bile birden çok kademesi vardır.. İnsan, önce içinde vedalaşır..sonra teninde sonra ise soluğunda bitiriverir cümleleri.. ve hoşçakal...
Yönetmen Yôjirô Takita oldukça yalın anlatmış hikayeyi..aslına bakarsanız hiç bir acıtasyon olmadan ölümü işlemek bizim sinema puanlamamıza ters bir olgu .. Bilirsiniz, Türk sinema izleyicisi genelde filmi ağlatma ve hönkürerek salonda çıkmalarla puanlandırır.. " Ağlatıyor abi!! kesin gidin! " " Şarıl şarıl ağladık sinir krizi geçirdik abi.. " ..tamam ben de ağlama ihtimalinizi unutmayın diyorum ama ekliyorum.. Acıtasyon olmadan ne hissettireceğini izlemeden anlayamazsınız..içinizde küçük bir vedayı yakalayıp sizi alt üst edebilir..
Bu sefer filmin beni çok etkilediğinden bahsetmiyeceğim çünkü bu film için çok etkilenmiş olmak durumu, kişiye göre değişecektir..ancak hayatınızda önemli olan kişilerle olan cismen veya fikren vedalaşmalar bu filmde su yüzüne çıkıyor ve hiç beklemediğiniz kadar duygusallaşmanıza sebep oluyor..
....yarım kalmış vedalarınıza yol gösteriyor.. kendi içinizde aslında hiç bitmemiş olan bu hüzün, tahmin edemeyeceğiniz boyutlarda sizi sarsabiliyor...
Filmde geçen çok küçük bir hikayeden bahsetmek istiyorum.. Çok eski dönemlerde insanlar yazı ve konuşma yeteneklerini elde etmemişken birbirlerine olan hislerini, herhangi bir yerden bulup seçtikleri taşları karşısındakine vererek anlatırlarmış.. Pürüzlü ise kızgınlık açık renkli ise ve pürüzsüz ise aşk, sevgi gibi hallerini anlatmaya çalışırlarmış bu yolla..Bana oldukça eğlenceli ve güzel bir hikaye gibi göründü..
Her neyse.. hayatımızda zaten sayılı olabilecek güzellikler mevcut ve onlarla vedalaşmak çok zor..
İçinde yaşadığım deri ismi aslında ilginç bir iticilik uyandırdı bende.. Filmi aylar öncesi almıştım ama izlemek için bir yerlerde şans eseri duymayı umuyordum sanırım.. Yine nedendir bilinmez yorumlamak için de bir vakit beklemek zorunda hissettim kendimi.. İçimdeki karmaşayı böyle anlatıyorum ki sanmayın boş boğazlığımdan..
Bir nedeni varmış.. Hakikaten sindirilmesi zor bir film..
" Film bittikten sonra bir müddet idrak süreci yaşayacaksınız.. Akıl almaz bir senaryo.."
Senaryo kulağa çok ütopik gelse de günümüz koşullarında artık neyin kurmaca neyin kavramsal ya da gerçek olduğunun ayrımına varması pek zor.. Film işte tam burada kocaman bir parantez açıyor ve diyor ki ; " Siz çok sevdiğiniz kızınızın intikamını alırken ne kadar ileriye gidebilirsiniz ? "
Antonio Banderas kendi görevini yapmış ve kenara çekilmiş.. ama filmde Antonio Banderas'ın kızı rolündeki tanınmamış yüz Ana Mena toplamda oynadığı beş küsür dakikada çok etkileyiciydi..
Bir diğer başrol oyuncusu Elana Anaya ise Antonio gibi görevini yapıp senaryoyu doldurmanın dışına çıkamamış. .
Özetle senaryo dışında orijinal pek bir husus olmayan bir film ama zaten oyunculuk gözünüze batacak kadar da kötü değil..
Ancak bunu bi izlemelisiniz!
Zaman kaybı asla değil!
Kuba bize uzak.. Her güzel şey en uzaktaki en ulaşılamayandadır sanırız.. İnsanoğlu ulaşamadığı şeylerin peşinde iken, ulaştıklarından bi haber yaşar hayatı kendine mutsuzluklar yükleyerek.. Yok ama o kadar kolay değil.. Mutlu olmak bir şarkıyla bile mümkünken..
Halbuki çok zenginiz... mutlu olmak için çok sebebimiz var ceplerimizde..(
az eşeleyin göreceksiniz.)
Sıcak güzel bir günün sabahı rüzgarın yüzünüze dokunması ve üzerimizde koca bir mavilik..elinizde sıcak bir kahve ya da her neyi seviyorsanız.. Gün yeni doğarken umutlar kanınızda birbirleriyle cilve peşinde.. işte böyle bir gün parayla satın alınamaz..
Şimdi gelin beraber Kuba'nın arka sokaklarındaki serenata konuk olalım.. Muhteşem bir şarkı ve yorum olmuş.. Bilen biliyordur bu şarkıyı belki ama yine de Bunu bi dinleyin istedik!
Şarkının Türkçe sözlerini merak edenlere videonun altındaki kısmı gösteriyor ve üşenmezsem bir kahve doldurmaya gidiyorum..
,
Kes Şunu!
Beni terketsen bile
Bütün hayallerim ölse bile
Sana kinlenerek lanetlemek yerine
Düşlerimde sana dua ediyorum
Hayır duaları almak için düşlerimde sana dua ediyorum
Seni kaybetmenin ağır yüküne katlanıyorum
Ayrılığının verdiği derin acıyı hissediyorum
Ve sen benim gözyaşlarımı görmeden ağlıyorum
Karanlık gözyaşları
Hayatım gibi karanlık gözyaşları
Eğere beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Geleceğim İmparatoriçe aşkım o kadar kuvvetli ve çılgın ki
Burnunun ucundan öpeceğim
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Bu benim hayatıma mal olsa bile Bu ayrılığa devam etmeyeceğim
Seninle gideceğim sevgilim çünkü yaşamak istiyorum
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Aşk bahçıvanı
Yapraklarıyla bir çiçek ekiyor
Bir diğeri üstüne titriyor
Ve çiçek onun olacak
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Doğduğun gün iki güzel şey doğdu
Güneş... üç şey! Ay ve yıldızlar
-Eğer beni bırakmak istersen -Güzel şey!
-Şikayet etmeyeceğim -Ateşli Anne!
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Kaçırdı!
Hayalet gibiydi.
Çal, Lili!
Yemek paran için çal!
Çal!
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Söyle, Gallito!
Eğer söylemezsen domuz eti yiyemezsin
-Eğer beni bırakmak istersen -Panchito!
-Şikayet etmeyeceğim -Senin sıran!
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Bu benim hayatıma mal olsa bile
Biraz şaraba bile mal olsa
Seni evinden alacağım bir parça domuz eti
yemek için
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Evime geldiğinde kendini rahat hissedeceksin
Çünkü büyükannem kolye ve bere hazırlıyor
-Eğer beni bırakmak istersen -Hadi gidelim!
-Şikayet etmeyeceğim -Listeyi izle!
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
Eğer beni bırakmak istersen
Şikayet etmeyeceğim
Seninle geleceğim bitanem bu benim hayatıma mal olsa bile
İnanılmaz bir dil. İnanılmaz bir oyunculuk.. Hatta inanılmaz bir senaryo. İnanın şuanda bu yazıyı gece 02.30 sularında biri açık biri kapalı olan gözlerle yazıyor olmasak yine de böyle kısa yazardık diye tahmin ediyoruz..
İzleyin ve size dokunmasına izin verin..
Sizi sarsacak..
Emin olun, filmdeki anne-oğul ilişkisi klişeymiş gibi gelebilir ancak filmde katman katman öyle çok duygu gizli ki hepsi öyle güzel anlatılmış ki canınız acıyor..
Bu inanılmaz anneye.. ( Hye-ja kim Anne ) ve inanılmaz çocuğuna ( Bin Won çocuk ) söyleyecek hiç bir söz bulamadığımız gibi, yönetmen koltuğundaki Joon-ho Bong'a da " sen neymişsin be abi ? " repliği ile yaklaşmak istiyoruz..